27 Mart 2016 Pazar

Taşınmak üzerine

Konya'ya neden geldik? Hep beraber yenien doğmaya gelmiştik oysa ki...

Lisede ve sonrasında Konya'nın yerlisinin genel zihniyetinden sıkıldığım için "bi daha Konya'da yaşamam, Konyalı'yla evlenmem" diyerek büyük laf etmişim demek ki... Mimar olmadığım halde nasıl bir sebeple şantiyede bulunmuşsam, yolum Bakü'ye düştü; ve orada bir Konyalı'ya aşık olarak evliliğe adım attık. 

Biraz acemilikten midir, yanlış takvim yöntemi midir artık her ne zıkkımsa hemen gebe kaldım. Sonra dedik ki "Lan iki aile de Konya'da, biz Konya'ya gitsek var ya harika olur herkes bizi özledi de hem, torun torba severler mutlu mesut doğum yapar hiç zorluk çekmeyiz". Doğuma 3 ay kala Konya'ya yerleştik -geçici olarak elbette-. 

Sıkıntıların ardı arkası kesilmedi anasını satayım! Git gide benden uzaklaşan koca ile git gide bana yakınlaşan bir bebekle hamileliği sonlandırdık (evet şair burada planlı sezaryeninden bahsediyor). Çocuk bakımının detaylarına girmeyeceğim, zira sayısız kitap yazılıyor üzerine, satır arasına sığamayacak kadar ciddi ve yorucu bir mesele. Boşa dememişler "bir bebeği büyütmek için bir köy lazım" diye.

Yorucu, yalnız, yorucu, tek başıma, yorucu, uykusuz, yorucu, aç, yorucu, kirli günler geçirdim. Gün be gün kötüye giden bir yorgunluk ve yalnızlık hasıl oldu. Aynı evin içinde yalnız iki insan ve bir bebek ile aylar geçirdik. Olmadı, dağınıklık bir enkaz gibi çakıldı oraya, toplayamadık, kimse de yardım etmedi ki alsın bir iki kırık parça rafa kaldırsın. Yok. Gitmek gerekti, kesin ve kati bir şekilde oradan uzaklaşmak gerekliydi. Hayatta kalmaya devam etmem için, akıl sağlığım için gerekliydi. Ardı kesilmeyen terör olayları ve patlamalardan sonra elbette en barış dolu yer İzmir'di ve ben orada yaşamalıydım! 

Gitmeler iyidir bazen. bıraktığın yerde acılar varsa gitmek en iyisidir. Adı kaçmaksa bile iyidir. Yeni bir başlangıcın daha iyi olacağının umudu büyütür içindeki çocuğu. yeniden hayal kurmaya başlarsın. Yaptığın hataları da terkettiğin yerde bırakmışsın gibi hafiflersin. Hatadan çıkarılan dersi koyarsın bir koliye, üzerine de yazarsın "dikkat kırılacak".   

Artık biraz deniz, biraz güneş, bir kaç iyi dost ve iyi bir iş! bana iyi gelen herşey katlanarak Yiğido'ma da iyi gelecek biliyorum... Hala umudum var, inanıyorum; güzel günler göreceğiz güneşli günler...

26 Mart 2016 Cumartesi

9 ay krizi

Emeklemeyi başarmanın sevinci kısa sürdü. "Oğlum oraya gitme, annecim dur onu yapa, bak kafanı çarparsın, ay ay ay ay ayyy gitti toto!" ile gün bitiyor. Heycanı onun için de yüksek olmalı ki gece bile kalkıp emekliyor. Bir de bunu saat başı yapmasa da biraz uyusa annesi...

"Anneler, uykunun insan hayatı için çok da gerekli olmadığı savı için yapılan bir deneyin parçası" demiş bir çizer. Yok anacım, bizde durum hiç öyle değil. Bildiğin agresif agresif davranıyorum el kadar bebeğe, sinir stres yapıyorum, baharatı buzdolabına koyuyorum, şampuanla dişimi fırçalıyorum filan. Olmaz, bana sökmedi.

Nereden denk geldim şu attachment parenting'e? Emzir dediler emzirdik, sarıl dediler sarıldık, bebeğini giy dediler giydik (babywearing ayrı bir konu olarak yazacağım, şahhane bişey aslında), birlikte uyudediler, hadi co-sleep yapalım annem dedik onu da yaptık. Uyku eğitimi, tuvalet eğitimi gibi 'eğitim' içeren herşeye karşı durduk. Sevdik, öptük, kokladık... Ne zaman ekmeği yiyecez lan bunu? Bu bebe ne zaman akıllı uslu uyku uyuyacak? Ne zaman ben bırakıp gidince arkamdan ağlamayacak? Ne zaman kese yapacam banyoda? (bunun cevabı '45 yaşında' olmasa iyi olur, zira ölüderi topağı oldum) 

Baba da yok başımızda, babanne de kaçıyor durmadan. Anneanne de en sonunda patladı "canımdan bezdim" diye. Bu üremeye meraklı insanlığın kuş kadar aklı yok amk! Bir gülüşe değer mi lan bu eziyet? 

Değer...

23 Kasım 2015 Pazartesi

6 ay krizi

Neymiş bu 6 ay arkadaş! Yıldım yemin ediyorum... (Şimdi terrible two anneleri götüyle gülüyordur bana eminim) 
Sinirleri alt-üst eden çarpıcı bir uyku bozukluğu, uyuyamama, uyuyup uyku sikluslarını bağlayamama, yüzüstü dönme ve geri dönmeye çalışma, emekleme çalışması, emekleyemeyip sinir olup ağlama, ve tabiki de diş çıkarma! Herşey aynı gün oldu sanki. Bugün 23/11/2015, yani tam 6 ay 1 haftalık. Ve 1 haftadır emekleme için dizlerinin üzerinde ileri geri yaylanma ve diş arasında 30 dakikadan fazla uyuyabilmesi için çalışıyorum. 11 kiloyu geçkin bebe. ne bel kaldı ne kol ne de kafa. Elizabeth pantley ile aman sabahlar olmasın. Yatayım bari de belim dinlensin. 

Takılmacalar - 1

Eskilerden öyle duyuyorduk; normal doğumda annelik hormonu salgılanıyor da, sezaryen doğumda öyle bişey olmadığı için kadın anne olduğunu hissetmiyor falandı. Doktorum "iri bu çocuk gel biz bunu alalım (iyi huylu ur sanki)" dediğinde üzüldüğüm şeylerden biri de buydu. Doğum hikayesi ayrı bir hikaye olarak notu düşülsün, Yiğit Ali doğdu (ya da alındı). Ve evet ben karın ağrısı dışında hiç birşey hissetmiyordum. Bi kere hamileliğim bitmişti, üzücü bi durumdu bi' kere, o kadar ay kendini hazırlıyosun, 45 dakikada hop bitti gitti diyorlar. Çarşıdan bebek almışım gibi. 

Hamileyken doğum kitapları ve bebeğin anne karnında gelişimi hakkında kitaplar okuyan kafama sıçayım! Hiç birşey bilmediğimi, hastanedeki ilk gecemde anladım. Öyle güzeldi ki, içime tekrar sokmak istiyordum. Ama bir o kadar üzgündüm, azıcık ağlayınca neden ağladığını anlamadığım için üzülüyordum. Bitip tükenmek bilmeyen "aç bu çocuk"çular yüzünden sütü olmayan sezaryenci ana olduğuma üzülüyordum. Onun için ne travmatik bi durumdu, kucağıma alıp "korkacak bişey olmadığını" söylemek istiyordum sürekli. Gene de onun olan bitenin farkında olmaması gibi ben de farkında değildim pek. Eve gitmeyi bekliyordum heycanla. İşte maceramız da eve geldikten sonra başlıyor!

Salonda yatırdık bir süre. sanırım 2-3 hafta kadar anneler kaldı sadece. Benim annem ne bok yemeye ikide bir evine kaçıp durdu onu bilmiyorum ama biraz iyi de olmuştu sanki. E baktılar her işi yapan bir kocam var, haliyle herkes bir bir çekildi. Gün be gün yeni şeyler öğreniyordu bebeğim. Ve -bütün gün- birlikte olduğum için görebiliyordum bunu. İlk bana baktığını hissettiğim an... veya ilk kez güldüğün an... İşte o zaman esas annelik denilen bağlanma başlıyor bence. İletişim başladıkça örülen bir bağ. Emzirme sırasında yüze dokunan el, bana git gide büyüyen gözlerle atılan bakışlar, ellerini izlemeler, alt değiştirme sırasındaki ayak direştirmeler... Yorucu ama işte o bir gülüşün alıp götürdüğü yorgunluk.